Tıp Dünyasında Cinsiyete Dayalı Verinin Önemi ve Kadınların Görünmezliği

Selda Tuncer

Kadınların, feministlerin “kadın” kelimesini kullanmak ve toplumsal/kültürel/bilimsel alanlardaki bilgi üretimine dâhil etmek için nasıl mücadeleler verdiklerini ve bunun geçmişte kalan bir şey olmayıp bugün hala süren bir mücadele olduğunu hatırla(t)mak için Caroline Criado Perez’in Görünmez Kadınlar: Erkekler için Tasarlanmış Bir Dünyada Veri Yanlılığı ile Yaşamak kitabından bazı örnekleri listelemek istiyorum.

  • Anatomi erkek bedeni olarak görülüyor ve bugün hala geçerli diyebiliriz. Kadın bedeni ise “eksik erkek” bedeni olarak görülüyordu; kadın “dışı içine dönmüş” erkekti, yumurtalıkları kadının erbezleriydi (17. yy’a kadar kendilerine ait bir adları yoktu). Rahmi de kadının erbezi torbası. Erbezi denilen bildiğimiz testis işte.
  • Avrupa, ABD ve Kanada’nın en prestijli 20 üniversitesi tarafından önerilen ders kitapları üzerinde yapılan 2008 tarihli bir analiz, kitaplardaki 16.329 görselde bedenin ortak gösteriminde erkek bedeninin kadın bedeninden üç kat fazla kullanıldığını gösterdi.
  • Hollanda’da tıp okulları tarafından önerilen ders kitaplarına dair 2008 yılında yapılan bir araştırmada, (depresyon ve alkolün vücut üzerindeki etkileri gibi) cins farklılıkları uzun zaman önce belirlenmiş konuların işlendiği bölümlerde bile cinse özel bilgilerin yer almadığı, kadınlar dâhil edilmemişse
    bile, klinik çalışmaların sonuçlarının hem erkekler hem kadınlar için geçerli olarak sunulduğu görüldü.
  • Y kromozomunu cinsi belirleyen kısım diye tanımlayan 1990 tarihli makaleden beri kadın cinsi varsayılan olarak görülüyor. Buna rağmen araştırmalar erkeğe odaklanıp sözde aktif süreç sayılan testisi geliştirmeyle uğraştı. Kadının cinsel gelişimi ise pasif süreç olarak kabul edildi. Bu durum ancak 2010 yılında aktif yumurtalık gelişimi sürecinin araştırılmaya başlanmasına kadar sürdü.
  • Konjestif kalp yetmezliği üzerine 1987–2012 arasında yapılan 31 büyük deneyde katılımcıların yalnızca %25’i kadındı. ABD’de kadınların HIV araştırmalarına alınmasının incelendiği 2016 tarihli bir araştırmaya göre; antiretroviral çalışmalarda katılımcıların %19’u aşı çalışmalarında %32’si tedaviye yönelik çalışmalarda %11’i kadın. Buna karşın gelişmekte olan dünyada HIV pozitif yetişkinlerin %55’i kadınlardan oluşuyor; Afrika’nın bazı bölgelerinde ve Karayipler’de 5–24 yaş arası kadınların HIV pozitif olma olasılığı genç erkeklerden 6 kat fazla.
  • 1960 yılında doktorlar sabah bulantısı olan gebe kadınlara talidomit reçete etmeye başladılar. 1950’lerin sonlarından beri hafif bir sakinleştirici olarak reçetesiz satılan bu ilaç bir fareyi bile öldürecek kadar yüksek dozu bulmadığı için güvenli bulunmuştu. Ancak ilaç fareleri öldürmese de cenin gelişimini etkiledi. İlaç 1962’de piyasadan çekilene kadar dünya genelinde 10.000’i aşkın çocuk talidomit kaynaklı sakatlıkla doğdu. Bu skandalın ardından Amerikan Gıda ve
    İlaç Kurumu (FDA) tarafından 1977’de çocuk doğruma potansiyeli olan kadınların ilaç çalışmaları dışında tutulması öngörülen kılavuzlar yayınlandı. Bu dışlama sorgulanmadan kabul edildi ve böylelikle erkek normu benimsenmesi sorgulamadan kabul edildi.
  • Şimdi burası çok önemli; bütün kanıtlara rağmen biyolojik cinsiyetin önemli olmadığında kimler ısrar ediyor, bakalım. Bir halk sağlığı araştırmacısı iki farklı hibe başvurusuna şu yanıtları alıyor: (1) “keşke bu cinsiyet saçmalığı bırakılsa ve bilim yapmaya dönülse”; (2) “ben 20 yıldır bu alanda çalışıyorum, bu [biyolojik farklılık) hiç önemli değil. Ayrıca Scientific American dergisinde yayınlanan 2014 tarihli bir yazıda çalışmalara her iki cinsin de dâhil edilmesinin kaynak savurganlığı olduğundan yakınılıyor.
  • Kimi araştırmacılarsa biyolojik cinsiyet önemli olsa bile tarihsel veri boşluğu nedeniyle karşılaştırılabilecek veriler bulunmadığı için bunun akıllıca olmayacağı gerekçesiyle, kadınların çalışmalara dâhil edilmesine karşı çıkıyorlar.
  • Kadın bedenlerinin üzerine test yapılamayacak kadar karmaşık, değişken ve maliyetli olduğu iddia ediliyor. Cins ve cinsiyeti araştırmaların bir parçası olarak ele almak külfetli bulunuyor. Çok fazla cinsiyetin olabileceği için yalınlaştırmak adına dışlanmasının makul olduğu düşünülüyor. Bu arada ironik olan, fareler üzerinde son dönem yapılan araştırmalara göre, erkeklerin bazı belirteçlerde daha fazla değişkenlik gösterdiği ortaya çıktı. Oysaki değişken, atipik
    hormonlarıyla kadın bedenleri araştırma araçları elverişsiz kabul ediliyor.
  • Hücre çalışmalarına gelince; 10 adet kardiyovasküler derginin incelendiği 2011 tarihli bir çalışmada, deneklerinin cinsinin belirtildiği hücre çalışmalarının %69’unda yalnızca erkek hücre kullanıldığı görüldü.
  • Önde gelen beş cerrahi dergisinin 2014 yılında yapılan bir analizine göre, hücre çalışmalarının %76’sında cins belirtilmezken, cinslerin belirtildiği çalışmaların %71’inde yalnız erkek cinsine ait hücreler incelenmiş ve yalnızca %7’sinde cinse göre sonuçlar verilmiş.
  • Araştırmacılar kas kökenli kök hücre nakillerinde öngörülemeyen sonuçlar alınmasını ancak yıllar sonra cinse göre inceleme yaptıklarında, dişi hücrelerin yenilenmeyi desteklerken erkek hücrelerin desteklemediklerini tespit edince açıklayabildiler.
  • Kadın sağlığı açısından çok daha kaygı verici olan, 2016’da erkek ve dişi hücrelerin östrojene verdikleri yanıtta cinsler arasında farklılıkların olduğu belirlenmiş olması. Erkek ve dişi hücrelere östrojen verip ardından bir virüs bulaştırıldığında yalnızca dişi hücreler bu hormona cevap verip virüsle mücadele etmiş. Bu sonuç şu soruyu sorduruyor haliyle: yalnızca erkek hücreler üzerinde test edilip bu hücrelerde hiç bir etkisi görülmediği için acaba kadınlar kaç tedaviden yoksun kaldı?

Bu zincir sayfalarca uzayabilir ama şu yazdıklarım bile tıp alanında kadınların ne kadar yok sayılıp dışlandığını ve aynı zamanda biyolojik cinsiyetin sağlık açısından nasıl kritik bir öneme sahip olmasına rağmen eril tıp bilimi ve ilaç endüstrisinin bu gerçeğe nasıl direndiğini gözler önüne seriyor. Burada paylaştığım bütün bilgiler ve ayrıntıları Perez’in kitabının Doktora Gitmek bölümünün “İşe Yaramayan İlaçlar” başlığı altında bulunabilir. 24 dile çevrilen ve 2019 Royal Society Bilim Kitap Ödülü Kitabı, Books Are My Bag Okuyucuların Seçimi Ödülü ve 2019 Financial Times Yılın İş Kitabı Ödülünü kazanan Görünmez Kadınlar kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.